Ahi Evran – Hacı Bektaş-ı Veli

Ahi Evran – Hacı Bektaş-ı Veli

Hünkar Hacı Bektaş Anadolu’ya gelince tüm erenler onun serçeme olduğuna inanıp ona bağlandılar. Bunlardan biri esnaf ocağının piri Ahi Evran’dı. Ahi Evran, Hünkarın üç yüz altmış halifesinden ulu bir evliya idi. Bu konu Hac Bektaş Veli velayetnamesinde şöyle anlatılmaktadır.

Ahi Evran

Hünkar Hacı Bektaş Horosani Kaddesallahu sırrehül aziz yedi hanelik Karahöyük köyüne geldiğinde, türlü türlü kerametlerle etrafa şöhretini duyurmuştu. Muhip ve seviciler akın akın ziyaretine gelirlerdi.

Kırşehir’in o zamanki ismi Gülşehir’di. O Zamanlar, cami kavramı adet değildi.  İbadethanelere Mescit denirdi. Kırşehir’de mescitler, medreseler çoktu. Kırşehir alimler, müderrisler, fazıllar, kamillerle, talebelerle dolu idi

Hacı Bektaş-ı Veli gelip, karahöyüğün yedi evli köyüne oturduğunda, Ahi Evran Kırşehir’in içinde değildi. Sonradan gelip yerleşti. Zira Ahi Evran hazretlerinin kerametleri, alemce duyulmuştu. Ahi Evran, Denizli’den Konya’dan Kayseri’ye geldi. Oradan da Kırşehir’e yerleşti. Sonra Kırşehir’de öğrenildi ki, Ahi Evran, yetmiş ulu evliyalardandır.

Tarihi belgelerde şu ana kadar, Ahi Evran’ın ailesinden bahseden, soyuna-sopuna ilişkin hiçbir kayıt bulunmamaktadır. Lakin, gayıp erenlerinden oluşu kesindir. Toplumda Şeyh Sadredddin Konvevi zuhur eyledi. Onu kimse bilmez ve sırrına ermezdi.

Amma Ahi Evran Hazretlerinin kerametleri alemde duyulmuştu.  Hünkar Hacı Bektaş Veli ile Ahi Evran zatları ikisi birlikte hareket ederlerdi. Sadece bilinen gerçek bu idi. Muhabbet ve kerametleri birdir. Hatta:

Ahi Evran buyruğunun birinde diyor ki: ”Kim sohbeti sırasında, beni şeyh kabul ediyorsa, önce Hacı Bektaş Veli Sultan’a varsın” . Bu menakıp, Celilü Kadir’de Ahi Evran Hazretleri bahsolundu. Örneğin ; Denizli’den Kırşehir’e gelene kadar Menakıpta zikrolup adı geçmektedir.

Hacı Bektaş Veli’nin Ahi Evran ile buluşması

Günlerin birinde candan muhipler Ahi Evran’ın başına toplanmış sohbet ederlerdi. Cem-i Sohbet sırasında, Hacı Bektaş Veli’nin keramet ve mucizelerinden bahsedildi. Ahi Evran kulak verip dinledi ve coşa geldi. Kalbi deryalar gibi coştu. İspatı ile anlatılan bu alemlere aşık oldu. Hünkâr’ın didarına varıp, onunla görüşmek istedi, Kırşehir’den kalkarak, Sulucakarahöyük’e doğru yola çıktı. Bu hal, Hünkâr’a malum oldu, O da Kırşehir’e doğru yola düştü. Kırşehir’in yakınında bir tepe vardı, oradan Kırşehir görünürdü. O tepenin üstünde buluştular. Oturup sohbet ettiler. Sonra vedalaştılar, Hünkâr, Sulucakarahöyük’e döndü, Ahi Evran da Kırşehir’e gitti.

Hacı Bektaş, bir kere daha, Ahi Evran’ı görmek için Kırşehir’e hareket etti. Ahi Evran’a malum oldu, o da karşı çıktı, tepenin üstünde birbirleriyle buluştular. Sohbet sırasında Ahi Evran, “Erenler Şahı dedi, ne olurdu, burda bir pınar olsaydı da abdest almaya, içmeye yarasaydı.” Hünkâr, mübarek eliyle bir yeri eşti, arı duru güzelim bir su çıktı. Akmaya başladı.

Ahi Evran, gene “Erenler Şahı, bir gölgelik ağaç da olsa, sıcak günlerde gölgelenirdik.” dedi. Hünkâr, “Ne ola Ahi’m” dedi. Ahi Evran’ın kavak ağacından kesilmiş bir sopası vardı, onu aldı, bir yeri kazıp dikti. Sonra bir anda yeşerdi, yapraklandı. Bu olaydan sonra Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran her zaman orada buluşup sohbet ederlerdi.

Ahi Evran Veli - Ahi’yi Fütüvetten Düşüren Şeyeler

Yeşeren asanın akıbeti

Rivayet olunur ki; o asa bitip yaprak açtı. Bir çoklara yıllarca gölgelik etti. Ol pınarda yıllarca akıp birçok canlara şifalar dağıttı. Sonra Kırşehir’e biri gelip o ağacı kesti ve evinde kullandı; Ahi Evran oğulları, durumu duydular ve dediler ki; ‘İyi etmedin, bu yaptığın sana hayır getirmez, orası Ahi Evran Padişah ile Hünkâr Hacı Bektaş Velî’nin oturup sohbet ettikleri yerdi, orası âşıkların, muhiplerin ziyaret yeriydi’ demişlerdi.

Gerçekten de bir süre sonra o adam öldü. Cenazesi yakıldı, ona bile hayır etmedi. Biraz zamandan sonra pınarda battı. O makam hala oradadır. Belgelerin birinde şöyle demektedir.

Hacı Bektaş Veli ile Ahi Evran buluştuklarında, Ahi Evran Hünkar’ı Kırşehir’e davet etti. Deki ki;

  • Hünkar’ın lütfeyle bu gün hanemize varalım. Hürmet ve hizmette bulunalım.

Hünkar Hacı Bektaş bu davete icabet ederek kabul etti. Kırşehir halkına haber verilince, bilumum gelip Ulu Hürkar’ın elini öpüp, sohbetini dinlemeye koyuldular.

Kırşehir’de meğer bir sorun vardı. O sorunu teftiş edip araştırmak, padişah tarafından Kalecik Kadısına görev verilmiştir.  O mahallenin kadısı teftiş için gelmiş ve Ahi Evran’ın evine misafir olmuştu.

Kadı gördü ki Erenler cem olmuşlar. Fillah ileri gelerek, Hacı Bektaş Veli’nin elini öptü. Yer gösterdiler oturdu.

Hazreti Hünkar Kadıya dedi ki;- Ne için buraya geldin işin nedir Kadı;

  • Burada bir iş ve olay olmuş, onu teftişe geldim, dedi,.
  • Hacı Bektaş Veli – Bari iyi ve kuvvetli teftiş yapabilecek misin? Diye sordu
  • Kadı: İyi teftiş etmesen bu olaya gönderirler miydi beni? diye cevap verdi.
  • Hacı Bektaş veli ;İyi bari iyi teftiş yapıyorsunuz. Biz bunca zamandır aynı çabadayız. Teftiş edemedik.

Kadı, Ulu Hünkar’dan bu sözünü işitti. Bu konuşma neticesi kadıya tesir etti. Kadı hayretle düşünürken Hacı Bektaş ansızın yüz hatlarına göz gezdirdi. Kadıya bir ağırlık büründü. O halde taktir edip, aniden coşa geldi. Üç gün kendinden geçmiş ve aklı gitmiş vaziyette kaldı. Üç gün sonra kendine gelen kadı teftişliği, kadılığı terk ederek, Hacı Bektaş Veli’nin eline ayağına düştü. Ona hizmetçi oldu şunu söyledi.

  • Ey Erlenler Sultanı, biz fakirlere himmet eyle dedi.

Hünkar lütfetti ve kadıyı derviş eyledi.

Musahiplik - Ahilik ve Muhacir - Ensar Kardeşliği

Hacı Bektaş’ın Ahi Evren’i Molla Said’e yollaması

Molla Sadeddin’in gönlüne Hünkâr’ın sevgisi yerleşmişti. Aksaray’a gidince bir müddet sonra mollalara, ben Hacı Bektaş’ı ziyarete gideceğim, benimle gelecek varsa gelsin dedi. Mollalar, ne olmayacak iş yapıyorsun, bid’at ehli bir adama erenlerden diyorsun, evliyalık nerde, o nerde dediler. Sadeddin, yüreğimi çıkardı, sıktı, üç damla kan damladı. Bir bıyığını kestim, lüle gibi kan boşandı, tuz madenini buldu, içinizde, böyle şeyler yapmaya gücü yeten var mı? Siz gitmezseniz ben yalnız giderim dedi. Bu sözü duyan mollalardan biri, ben giderim dedi, biri daha, derken bir baş­kası daha… Böyle böylece otuz molla, hocalarıyla beraber gitmeye karar verdi. Aksaray’dan çıkıp yola düştüler. Sadeddin katırına binmişti, öbürleri yaya gitmedeydi.

Yolda birisine rastladılar, Hünkâr’m nerde olduğunu sordular. O adam, Kırşehri’nde Ahi Evren derler bir derviş var, onunla görüşmeye gitti diye haber verdi. Mollalardan biri, “ben dedi, hocaya uymak, onu yalnız bırakmamak için gidiyorum, yoksa onda evliyalık nerde?..Adını anarsam karım -boş olsun. “ Bu sözü duyan bir başkası da ayni sözü söyledi.

Böylece otuzu da adını anarsak karımız boş olsun dediler.

Ogün, geceye dek yürüdüler. Gece olunca yattılar, uyudular. Sabahleyin yola düştüler, gide gide Kızılırmak’a vardılar. Kıyıya gelince Mollalardan biri, benim düşüm azmış, yıkanayım dedi. Öbürü, öbürü, derken otuzu da aynı sözü söyledi, soyunup suya girdiler. Said de dostlara uymak gerek deyip katırdan indi, onu bir yere bağladı, soyunup suya girdi. Elbiselerini, hep bir yere yığmışlardı. 

Hacı Bektaş, Ahi Evren’le, önce anlattığımız pınar kıyısında o ağacın başında oturuyordu. Sohbet ederlerken “Ahi’m dedi, mollalar, bizim adımızı anmamaya şart ettiler. Şimdi suya girdiler, kalk, yürü de onları, adımızı anmadıkça sudan çıkarma.”

Ahi Evren, hemen Evren şekline girdi, bir anda oraya vardı, elbiselerinin üstüne çöreklendi, kuyruğunun üstüne başını koydu. Mollalar, yı­kandılar, içlerinden birine, sudan çık da dediler, elbiselerimizi getir, giyinelim. O bilgin çıktı, fakat bir de ne görsün? Elbiselerin üstünde koca bir ejderha var, gözleri külhan yalımı gibi yanmada. Korkusundan hemen kaçtı, su içine düştü. Beti benzi uçmuştu, tirtir titremedeydi. Mollalar, hay ne oldun diye başına üştüler. Molla, gördüğünü söyledi. Hepsi de korktular, Sadeddin’in yüzüne bakakaldılar.

Sadeddin, burası dedi ejderha olacak yer değil, katırımı yutmuş mu?

Ejderhayı gören bilgin, yok dedi, katır duruyor. Bunun üzerine Sadeddin,bu dedi, olsa olsa, ziyaretine vardığımız erin bir işidir. Bir de ben bakayım, göreyim. Sudan çıkıp ileri yarınca ejderha, başını kaldırıp öyle bir kükredi ki Sadeddin de kendisini suya dar etti. Mollalara, hep birden gidelim dedi, Hünkâr’ı çağıralım, o yardım etsin bize. Mollalar, nasıl ça­ğırırız dediler, biz onu anmamayı şart ettik. Said, işte dedi, şimdi iş anlaşıldı. Onu çağırmadıkça imkânı yok, bu işten kurtulamayız. Nihayet ister istemez, ejderhaya karşı durup hep birden: “Ya Hünkâr” diye bağırdılar. Ejderha, bir anda kayboldu, sanki hiç orda yokmuş.

Kaynak : Hacı Bektaş-ı Veli velayetnamesi

fuarteknoloji.com Ahi servisi sundu.

 

Etiketler: , ,

There are no comments yet

Why not be the first

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu kapanacak 0 saniye